
Yürüyüş Yolu/Yolları, Hedef/Hedefler ve İlerleme
Hedefler ve ilerleme hakkında konuşurken, basit bir örnek olarak yürüyüşü ele alabiliriz; bu, genellikle günün kişisel başarısı olarak görülür.
Yürüyüşe çıkmaya karar verdiğimizde, her zaman bir Kalkış ve bir Varış vardır. Ancak sürekli olarak sadece varışa odaklanırsak, iyi bir ruh hali veya olumlu bir tutum sürdürmek pek mümkün olmaz; özellikle de önümüzde hala uzun bir yol varsa.
Daha bilinçli bir yaklaşım, yalnızca hedefe değil, “İlerleme“ye odaklanmaktır.
Yalnız ya da grup halinde yürürken, hepimizin ilerlediğini hayal etmek; farklı yollarda, farklı dağlarla, adalarla ya da çöllerle karşı karşıya olsak bile; zihinsel olarak moral verici olabilir.
Hepimiz farklı beceriler, bakış açıları ve güçlü yönler getiririz. Bir grup, takım, iş yeri veya spor kulübünde, üyelerin farklı yeteneklere sahip olması hem doğal hem de gereklidir.
Öyleyse, gerçekten birbirimizle rekabet halinde miyiz? Derinlemesine düşünürsek, belki de değiliz.
Katılımcıların genel nüfustan rastgele seçildiği bir spor etkinliği düşünün. Bazıları koşuda, bazıları bisiklette daha iyi olacaktır. Tamamen aynı becerilere sahip iki kişi asla bulunamaz. Bunun farkına varmak stres, rekabet ve kıskançlığı azaltmaya yardımcı olabilir. Ayrıca “adil oyun”u teşvik eder ve iyimser kalmamıza yardımcı olur.
“Hayatın parlak tarafına bakmak.”
Kıskançlık ve gereksiz rekabetin daha az olduğu bir ekip, sonuçta daha etkili, işbirliğine yatkın ve uyumlu hale gelir.
Aşırı kıskançlık veya rekabetçilik asla bize gerçek anlamda bir “kazanç” sağlamaz; bu sadece bir yanılsamadır. Aynı şekilde, hatalar yapmaktan “çok fazla” endişe duymamalıyız. Hatalar olmadan yaşamak imkansızdır. Aslında, başarıdan çok başarısızlıktan daha fazla şey öğreniriz.
Takım içindeki kıskançlık ve rekabeti azaltmak stresi azaltmaya yardımcı olur. Kendimiz ve çevremizdekiler hakkında zihinsel bir resim oluşturduğumuzda, karşılaştırmalarla dikkatimiz dağılmadan kendi işimize daha iyi odaklanabiliriz. Bu, ilişkileri güçlendirir ve iletişimi iyileştirir.
Ayrıca, insanlar arasında “en iyi” veya “en kötü” konum diye bir şeyin olmadığını da anlayabiliriz.
Fransa’da bazen şöyle deriz:
“Il n’y a pas de sous-métier”;
“Değeri bilinmeyen iş yoktur.”
Her katkı değerlidir.
Yürüyüş, koşu veya bisiklet gruplarında hiç kimsenin en arkada olmak istemediğini fark ettiniz mi? En arkada olmak, “kaybeden” veya “sosyal açıdan zayıf” olmak gibi hissettirebilir. Bu his, cinsiyet ve kültür sınırlarını aşar.
Ancak mantıklı bir şekilde düşünürsek, herhangi bir grupta her zaman son sırada olan biri olacaktır. Bu gerçekten o kişiyi bir kaybeden yapar mı? Bunlar sadece zihinsel kurgulardır. Hepimiz “kahraman” ya da “kaybeden”, “birinci” ya da “sonuncu” olabiliriz; bu sadece algı meselesidir. Bir gün birinci, başka bir gün sonuncu olabilirsiniz.
Rekabet motive edici görünebilir, ancak genellikle strese ve kopukluğa yol açar.
Sporda dedikleri gibi:
“En önemli şey katılmaktır.”
Hepimizin farklı alanlarda güçlü yanları vardır. Kimse her şeyde iyi değildir.
Asıl sorun, insanlar başkalarını “kaybedenler” olarak etiketlemeye başladığında ortaya çıkar. Çoğu zaman, başkalarını etiketleyenler kendilerinin etiketlenmesinden korkarlar.
Rahatlayarak ve “kötü koltuk” ya da “kötü vagon” diye bir şeyin olmadığını kabul ederek, herkesin değerli olduğunu kabul ederiz. Hepimiz bazen “kötü koltuklar”la karşılaşırız; ve bu normaldir…
Bu zihniyet kıskançlığı, zehirli rekabeti ve bunlarla birlikte gelen stresi azaltmaya yardımcı olur. Daha iyi iletişimi teşvik eder ve yaratıcılığı destekler; bu da en iyi barışçıl ortamlarda gelişir.
Stresli veya zehirli bir ortamda gerçek anlamda yaratıcı olamazsınız. Ve stres her yerde.
HealthInYourPlanet web sitesi, bu stresi azaltmaya yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Olumlu stres motive edici olabilirken, burada odak noktamız olumsuz stresi azaltmaktır. Stresi azaltmak, herkes için kazançlıdır; takım ruhunu güçlendirir ve işbirliğini teşvik eder.
Bazen, kariyer başarısı, kendimizi izole edip çok fazla zorlamaktansa, biriyle kahve içerek daha kolay elde edilebilir.
İyi ilişkiler, en iyi performansımızı sergilememize yardımcı olur. Yararlı bilgiler edinmemizi ve başarılı olmak için ihtiyaç duyduğumuz duygusal doyumu yaratmamızı sağlar.
Erdemli döngüleri sürdürmek, sürekli yaratıcılığı ve dayanıklılığı destekler; bu döngüler kırılgan olsa veya bozulsa bile. Zaman zaman bunları yeniden inşa etmeye hazır olmalıyız.
Genellikle birlikte bir şeyler başarırız, ancak her birimiz kendine özgü beceriler getiririz. Farklılıklarımızı kabul etmek, karşılaştırma yapma dürtüsünü azaltmaya yardımcı olur. Karşılaştırma, doğal olsa da, genellikle verimsizdir.
Bunun yerine, çeşitliliğimizi görmek kolektif zenginliğimizi ortaya çıkarır:
“Hepimiz farklıyız ve katkıda bulunacak bir şeylerimiz var.”
Stresi azaltarak, kendimizi açarız, daha fazla paylaşırız ve Erdemli Döngüler oluşturmaya katkıda bulunuruz.

Bu zihniyeti korumak her zaman kolay değildir, ancak bir kez benimsendiğinde bulaşıcı hale gelir. Yardımlaşma ve paylaşma doğal olarak yayılır.
Bunu büyük bir tekerlek gibi düşünün; tek başına çevirmek zor, ama başkalarıyla birlikte daha kolay. Başkalarına yardım etmek, genellikle kendinize yardım etmenin en iyi yoludur. Bazı kültürlerde söylendiği gibi:
“Kendine yardım et, gökyüzü de sana yardım eder.”
Japonca’da insanlar sık sık “Ganbatte” derler; anlamı “Cesaretli ol”dur. Diğer kültürlerde ise “Elimizden geleni yapalım” veya basitçe “Kendine iyi bak” diyebiliriz. İyi bir gün ya da kötü bir gün olsun, hepimiz kendi yolumuzda ilerliyoruz.
Kendi ilerlememize odaklanarak ve pozitif kalarak, daha yaratıcı ve etkili hale geliyoruz. Kendimizi tam potansiyelimize ulaşacak şekilde geliştiriyoruz.
Rekabet azaldığında, yaratıcılık artar. İşimizde daha iyi hale geliriz, eğitimimizde daha tutarlı oluruz ve kendimize ve başkalarına karşı daha şefkatli oluruz.
Kendimize özen gösterdiğimizde, başkalarına da daha fazla özen gösterebiliriz. Çevremizi yeniden inşa edebilir, onarabilir ve iyileştirebiliriz. Ve kendimize şunu hatırlatmalıyız: Bizler sadece insanız; kırılmaz değiliz.
Barışçıl bir ortam yaratıp sürdürürken, en iyisi köklerine, yani farkındalığa dönmektir.
Farkındalık öğretmenleri genellikle beynin iyi hissettiren şeyleri sevdiğini açıklar. Ancak aşırı düşünme, beynin ilkel (veya “sürüngen”) içgüdülerini yararsız şekillerde besleme eğilimindedir.
Ancak hiçbir zaman geç değildir. Kırılanları her zaman yeniden inşa edebiliriz.
Mahatma Gandhi’nin bize hatırlattığı gibi:
“İnançlarınız düşünceleriniz olur.
Düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz eylemleriniz olur.
Eylemleriniz alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz kaderiniz olur.”
— M.K. Gandhi
Comments are closed